istikbal dünlerdedir


kimsenin olamadım

kimsem olmadı allah’tan ve anamdan başka

şartsız şurtsuz kim affettiyse hepimiz onunuz esasında

vurgunuz yarım kalana

kendimizle dargınız

ağlamak için insanın kendinden başka bir yari daha olmalı yarasında

her türlü galeyana hazırım

yeter ki düştüğüm zaman kalkmayayım

trensizliğimi yutuyor her defasında bomboş kalan bir gar

sabaha daha çok var ama biliyoruz ki bir sabah var

ölüp gideceğiz işte yetmedi mi o güzelim şarkılar

yetmedi mi bu kadar hayvanımıza bu kadar kafes

radyoyu açıyorsun kuşlardan kalma bir şarkı başlıyor yine

dönüyorsun

onbinküsüruncukez


alper gencer/onbinkusuruncukez



[ içeri buyrun ]

ben de seni seviyorum!

-sevmek nedir Olric

-sevmek, sessizliktir efendimiz

-susarsam bilmez ki sevdigimi Olric?

-susarak haykiriniz efendimiz!



-ne demisti sair Olric?

-ne efendim?

-bazen sirf birisi 'iyi geceler demedi diye, iyi gecemeyen geceler vardir Olric...


-Olric sence beni ne kadar seviyordur?

-size kendinizi unutturacak kadar efendimiz!!!


-oguz atay'a saygilar ve sevgiler-





[ içeri buyrun ]

arakan


-Biz yoksulluğu doğuya gelin verdik- 

Şeref Bilsel


[ içeri buyrun ]

bizimihlassandığımızfakirlikmiş



we buy things we don't need
with the money we don't have
to impress people we don't like

-fight club-

netice-i kelam;

bizim ihlas sandığımız fakirlikmiş
[ içeri buyrun ]

çıkalımümidinkerevetine

...niyet ettik besmeleyle, bir adım geri durduk, artık çerçöp taşıyan bu korkunç akıntıdan, herşeyin meşrulaştırıldığı bu kirli zamane sofrasından, el çektik canımızın çekmeye alıştırıldığı bütün insanlık kabahatlerinden, yalandan dolandan, zarardan ziyandan, hamuru hasetle karılmış, fesatla yoğrulmuş, kibirle boyanmış, tamahla cilalanmış bir insanlıktan geri çektik kendimizi, orada tuttuk, bize şeytanın diliyle konuşan her şeyi yasakladık kendimize, bekledik sükunetle, boşalan bütün insanlığımız dolsun diye yeniden cesetlerimize, sürgüne gönderilen bütün cengaverleri dönsün diye vatanlarına hayır sultanlığının, o sükunetle an be an baktık kendimize, içimize girip baktık, dışımıza çıkıp baktık, sevdik kendimizi, sevdik ki güzeldik Yaratan'dan ötürü, niyet ettik besmeleyle, gönül divitimizi bandık orucun mürekkebine....

-gökhan özcan-


[ içeri buyrun ]

durmadanharcadığımşugözlerimialkurtar

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım


-turgut uyar/durma göğe bakalım-



[ içeri buyrun ]

çamlıcaolduğugibikalsın



beton kütlelerden olusan yapılar acun içinde bulunan bazı enerji kaynaklarıyla - hatırladıgım kadarıyla prana diyorlar- temasa geçilmesini önlemekte ve bu durum zihni çöküntü hatta zindan duygusu yaratmaktaydı



[ içeri buyrun ]

hırsızınbelkideyokturkabahati

(resim için zeynep yörük'e teşekkürler)


yine de kapımı çalmanı istiyorum leyla
evde yokum evim yok dışardayız cümbür cemaat
seni de istemiyorum beni de bu başka
öyle bir yol ki nasıl güzel nasıl dar
benim de bu dünyada ödünç bir kapım var
olmuyor tutamıyorum kendimi leyla
kapımı çalmanı istiyorum hepsi bu kadar
-alper gencer-



[ içeri buyrun ]

insanköklerinebaşkalarınınsalacağısuyubekleyenağaçdeğildir


"çölü güzel yapan" dedi Küçük Prens, bir yerlerde bir kuyuyu gizliyor olması"

 "örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım"
[ içeri buyrun ]

ayakkabılarınıkapımınönündegörmekistiyorum


çokca zaman oldu ki yazmamışım. o kadar çok şey oldu ki bunu blog'a ekliyeyim dedigim ama her nedense elim el vermedi.. bir aşk şevk geldi. blog'umdaki eski yazilari okuyunca ben güzel isler yapmisim dedim. bu macera böyle bitmemeli. bu blog benimle gitmeli devam etmeli. çünkü artik yazacak daha çok şeyim var, daha çok şeyim olacak inşallah. bir şarkı ve fotoğraf olsun bu yazının hediyesi :)






[ içeri buyrun ]

anılarkimseninbizdenalamayacağıtekmülkümüzdür

Blogger yasağından sonra ilk defa birşeyler yazıyorum. Ondan önce de ara vermiştim "günlükümsü" şeyler yazmaya. çünkü yaşamaktan yazmaya sıra gelmiyordu. şimdi durdum düşündüm de hani ben yazmadan duramıyordum, yaşamadığım zamanlar yazıyormuşum demek ki. bana her gün bahar ehvalindeki insan nasıl yazabilir, mutluyken nasıl kalem oynatabilir, "olası" hayaller kuruyorken nasıl döktürebilir. acı çekmeden, umutsuz hayal kurmadan yazılmaz ki! önünü gördüğün yolda yazılmaz ki! sadece yaşanılır, yaşanılır ve hissedilir. içinden yazılır. içine yazılır. kimi zaman gülücük olur kimi zaman kahkaha kimi zaman gözyaşı... ama insan yaşadığını hisseder her defasında, her defasında mutlu olmak için bir sebep arar, ve aradığı sebep; karşısındadır, bir sebep vardır, bir sebep ordadır ve bu insana yetiyordur. bir sebep olmadığında yazılır. bir sebep bulunamadığında yazılır, bir sebep kaybedildiğinde yazılır.

Neyse bu yazı faslını çok uzattık. yazmadığım zamanlarda neler olduğuna geçelim. neler olmadı ki...Esra'm gitti..geldi..kaldığı yerden devam etti...ben ona yeni sayfalar açmayı teklif ettim...o reddetti..hayaller kurdu..bozdu...ben onun için hayaller kurdum...bozdum..sonuç olarak; hayatlarımıza devam ediyoruz, ve güzel günleri bekliyoruz. zeyneb bir sürü olay yaşadı, yaşadık, kurguladık, oynadık, yönettik, yorumladık..bitirdik, başlatmadık...hüsna'cım ankara'da yeni hayat kurdu, istanbula hayalleri var, dönecek bir gün ve biz komşu olacağız..aaa en önemlisi ben yazmaz iken abim evlendi! evli ve mutlu! Allah mutluluğunu daim etsin, evini huzurla doldursun! içindeki merhameti hiç eksiltmesin! ve kendine de kendi gibi çocuklar nasip etsin, tabiki de "yengem" gibi de! iki güzel insanı buluşturdu Allah, o hesapların en güzeli yapar... ve gelelim Allah'ımın benim için yaptığı hesaba... ve beni de "buluşturdu", gördüğümde ben bu insanla evlenirim dediğim insanla, çok şükür! gördüğümde ben bu insanı "çok sevebilirim" dediğim insanla... gördüğüm de hiç konuşamadığım insanla :) gördüğümde şimdi ben kocaaa bir ömür -allah nasip ederse-yaşayacağım, yaşlanacağım insanı mı buldum dediğim insanla! onun için "hayal" kurabildiğim bir insanla! bence en önemlisi de bu, insan karşısındaki insan için, hayal kurabilmeli, oymuş gibi hayal kurmalı tabiki de, ona uygun hayal kurmalı, yoksa kendi yaşamak istediği, görmek istediği hayatı hayalleri değil. onun gibi onun için hayal kurabiliyorsa zaten iş bitmiştir... bir de insanın sevmeye istidadı olmalı. bu bir gen midir, lütuf mudur, yetenek midir, çalıştırılıp geliştirilebilir birşey midir bilmiyorum. ama ben de var bunu biliyorum!

ve şimdi ben yeni bir hayata başlıyorum. yeni düzenler kuruyorum, kurduklarımı terk ediyorum. ve ben herşeyden önce düzen de olsa kaosta olsa "huzur" istiyorum.  kaos içinde dışında düzen içinde dışında...olmak istediğim yerdeyim olmak istediğim insanla ve sen bana yaşamak istediğim hayatı  lütfet Allah'ım!



bu arada ben yazmazken kıştı hala da kış:( bu da üzüyor beni, ben ki güneşe - yakmayan- aşığım, neden bozduk Allah'ım bu dünyanın dengesini, af dilesek senden, herşeyi döndürmez misin geri? sebeplere riayet de etmek lazım tabi ama ben inanırım Allah ol derse olur!

ve bir şarkıyla bitirelim;

"I need your lovin' like sunshine"
[ içeri buyrun ]

ve bir gün de unutulacaksın

 Mustafa Ulusoy / Onu nasıl unutabilirim?

Unutmayacaksın. Daha doğrusu, unutmaya çalışıp, bunun için çabalamayacaksın. Gerekirse, yüreğine taş basacaksın. Gecen gündüzüne karışacak, hayatın alt üst olacak belki. Gözünü kırpmadığın geceler olacak. Gündüzün bir anlamı kalmayacak. Gam ve keder yüreğini mesken tutacak.
Acının ta içinden geçeceksin. Bu hayata, "hayat" demeyeceksin. Yaşamayacaksın, ölüp ölüp dirileceksin. Ölümün içinden geçeceksin, ölmeden evvel. Öyle ki; acıdan müteşekkil olacaksın. Sen acının bizatihi kendisi olacaksın.
Aşka inanıyorsan eğer (ben şefkate inanıyorum), aşkın kederine de inanacaksın.
Aşkın sadece kaymağına talip olmayacaksın. Aşkın sonuçlarına da razı olacaksın.
Baksana, aşka gerçekten inanan şair Sezai Karakoç ne diyor, nasıl da yürekli diyor: "Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı/ Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum/ Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın/ Ben yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşıyorum/ Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum" Hiçbir sızlanma var mı bu dizelerde? "Onu nasıl unutabilirim, aşkın acısından nasıl kurtulabilirim?" diye en ufak bir serzeniş var mı?
En önemlisi, "Zavallıyım" sözünü yüreğine sokmayacaksın. Beni bıraktı ya da sevgime karşılık vermedi; "sevilmeye layık değilim ki" diyerek kendine ihanet etmeyeceksin. Göğsünde bir kurşun gibi taşıyacaksın aşkı; göğsüne çiçek gibi takıp, ne zaman kuruyacak diye beklemeyeceksin.
Kalbine karışmayacaksın. Âşık olurken kalbin sana bir şey sormadıysa, maşukundan soğurken de sana sormayacak inan. Kalbin kararını kendi verecek. Kalbini rahat bırakacaksın.
Ayrıca, onu çok seviyordun hani? İnsan sevdiğini unutmak ister mi? Sevdikleri ölen insanlar, en çok neden korkarlar biliyor musun? Onları unutmaktan. Hem de, unutmadıkça yürekleri daha bir kederle dolmasına rağmen. Hem çok sevdiğini söyleyip hem de onu nasıl unutabilirim diyorsan, bir sorun yok mu bu işte, diye düşüneceksin.
Hem, aşkını değil, kederini, kalbindeki sızısını unutmak istiyorsun belki de. Karşılık bekledin, bulamadın. Bulamamanın narsisistik incinmesini yaşıyorsun. Aşk eğer sırf sevmekse, neden sevilmekle meşgulsün? Olmuyor değil mi? Karşılıksız olmuyor. Aşk mukabele talep ediyor. O zaman, aşkı bir kere daha düşüneceksin.
O zaman çektiğin acıya "aşk acısı" demesen; "karşılık bulamamanın acısı" desen? Reddedilmenin acısı. Ayrılığın acısı. Zevalin acısı. Sevilmediğini düşünmenin acısı. "Bunu hak etmedim, güzel ve iyi bir insandım. İyi bir aşkı hak ediyordum" derken bile, aşka düşmekle yetinmiyorsun. Aşkına mukabele bulamamanın derdiyle meşgulsün.
Keşke düşünsen; hiçbir acı, hiçbir üzüntü, hiçbir keder, bir gün sona erecek hayattan daha uzun süreli değildir. Nasıl ki dünyada misafirsek; sevinçler de kederler de bizde öyle misafir. Nasıl ki dünya bizi ağırlıyorsa, biz de sevinç ve kederleri, üzüntüleri öyle ağırlayabiliriz.
Belki bu söylediğime kızacaksın; duygular nankördür. Bugün var olur. Gün gelir, zevale mahkûm hayat gibi zeval bulur. Bir sabaha kalkarsın. Kalbin sevgilisine küsmüştür. Tamam, bu her insanda olmayabilir. Ama inan çoğu insanda vuku bulur. Bir kere daha söylemek isterim ki; bu dünya hayatı ezelî ve ebedî değilse; duygular da ebedî değildir. Ebedî olan sadece O'dur.
"Bir daha başkasını sevemem" de bir yanılgıdır. Seversin. Sevebilirsin. Yeter ki kalbini rahat bırak. Ona karışıp durma. Onu kalbinden söküp çıkarmaya çalıştıkça, çiviye çekiçle bir kere daha vuruyorsun.
Belki de ölüm geçirecek aşk acını. Dünyadaki hayatının bitiş çizgisi, aşkını da bitirecek. Aşkının ipini ölüm çekecek. Şöyle ya da böyle, şu ya da bu; bir gün bitecek. Bir gün unutacaksın. Ve bir gün de unutulacaksın.
Ha, bir de; hani dua ediyordun, "hayırlısı olsun Rabbim" diye. "Hayırlısı değilse olmasın" diye geceleri kalkıp yalvarıyordun O'na. Bak, olmadı işte. Niye teslim olmuyorsun. Yaratıcın duanı kabul etti işte. Hayırlısı değilmiş ki, olmadı. Fuzuli şekilde neden O'nun işine karışıyorsun.
Kalbini rahat bırak...
[ içeri buyrun ]

men lem yezuk lem yedri


aşk daima hayatı iyi tarafından görmektir
aşk sonucunu bile bile oyun oynamaktır
aşk telesekretrine bir öpücük bırakmaktır
aşk dengesiz ama kararlı bir yürüyüştür
aşk işler zorlaştığında birlikte kürek çekmektir
aşk farklı bir haftasonu paylaşmaktır
aşk bazen onun hoşuna giden şeyleri yapmaktır
aşk işten eve giderken onu düşünmektir
aşk düşlediğinizden fazlasıdır
aşk rüyalarınızı yaşamaktır
aşk hayatınızın yönünün değişmesidir
aşk onun saçlarını gözlerinden çekmektir
aşk beş yıldızlı duygular yaşamaktır
[ içeri buyrun ]

tüm mazeretim bu

"Beni kim tanıyabilirdi? Yönelişlerimi, arzularımı, oluşmamış fikirlerimi, açlığımı.Galiba bana yükledikleri kutsal görevin farkında değillerdi. Arzularından sıyrıl, nefsini değil başkalarını düşün, çalış, hizmet ehli ol, peki ben okumayacak mıydım, giyinmeyecek miydim, her gün gözlerimin önünden parlak saçlarını savurarak geçen bir Fetanet'in peşinden gitmeyecek miydim? Neye karşı olacağımı, nelere tutunup nelerden kaçacağımı el yordamı ile tayin ettiğim bir çağda...

ben bir derviş değildim elbet.bütün mazaretim bu."

mustafa kutlu'nun bir kitabından...
[ içeri buyrun ]

ve bir kalbi dağlamış bir ismin var


Dikenin kalbime battığı bir sonbahar günü diye başlamak çok isterdim sadece kelimelerin güzelliğine estetiğine vurulduğum için, sadece  yazılmış bu güzel cümleyle sana hitap edip sana, kalbine  ulaşmak için lakin tarih karı ve çetin bir kışı gösteriyor, viyana’nın ayazı bilmem meşhur mudur ama beni hasta ediyorken bu güzel attila ilhan dizelerini yeri ve zamanı olmadan sadece benim sevdiğimi sen de seversin sevmezsen de ben sevdim diye seversin diye, işte aramızdaki bu bağa güvenerek yazıyorum. Ve biliyorum okuduğunda nihan benim bunu hissetmeme için daha kaç şiir kitabı bitirmem gerekecek diyeceksin. 

Birlikte bitirdiğimiz birlikte başladığımız birlikte yarıda bıraktığımız her şey, ayrı düştüğümüzde de bizi bağlayacak, birlikteymişiz gibi hissettirecek kadar güçlüydü. Ve hala güçlü. Belki de bundan şimdi zorlanıyorum, nereden başlayayım ne anlatayım, neyi nasıl anlatayım bilemiyorum. Ama biliyorum ki sen beni anlarsın… 

Mektup yazmanın da mektup almanın da dayanılmaz cazibesini, tarif edilemez etkileyeceğini bir de tarif edilemez şekilde sevdiğim, saydığım, inandığım güvendiğim, bağlandığım can dostum, cenneteki komşum, seninle de yaşamak istedim. Bu hayalimiz çokça zamandır dilimizdeydi ama bir uygulamaya koyamamıştık. İşte şimdi başlıyoruz, ölünceye kadar sürecek ,inşallah, bir serüvene. Şimdi ayrıyız, ve mektup yazmak bir başka anlamlı oluyor. Yakında birleşeceğiz allah’ın izniyle, o zaman nasıl yaparız bilmiyorum ama, gelecek bizi ayırırsa, sen zamanın birinde ben zamanın birinde kalırsak bir başımıza ya da yeni yoldaşlarımızla işte o zamanda bırakmayalım canım dostum, birbirimize bir şekilde dokunalım, bu mektupla olsun o zamanlar. Birbirimize dokunalım, yoksa ben dayanamam. Senin sözlerin olmadan, muhabbetimiz olmadan, ben yapamam. Hangi şartlarda olursak olalım, nereleri inşa ediyorsak olalım, nerelerde kendimizi inşa ediyorsak olalım, birbirimizin duvarlarından atlayalım, birbirimizin bahçesinde dolaşalım….   


Yanımda olduğun, beni kınadığın bana kızdığın bana öfkelendiğin beni yanlış bulduğun her an için teşekkür ederim. Ben senin o güvenilir ve net cümlelerinle buldum yolumu. Arkadaşlığın dostluğa dostluğun kardeşliğe dönüştüğü şu dünyalık ilişkimizde daha ne kadar ileri gidebiliriz, ne kadar vahdeti vucud olabiliriz, bilmiyoum :) belki de bu kısmını ahrete bırakmak gerekiyor. Ve kardeş gibi sevdiğim desem herhalde bu dünya içnin en yüksek derecedeki sevgiyi kastetmiş olabilirim, anne sevgisinden sonra mı desem yoksa “aşk”tan sonra mı… hayır sen farklısın… sen dostluğunu seninle yaşadığım hiçbir anı bişeye değişmem, değişemem. Sen benim doğru yolda elimi tutansın. Ve ben biliyorum sen beni anlarsın…


Allah bizim ayaklarımızı kaydırmasın, içimizdeki samimiyeti her daim artırsın. Samimiyet ve ciddiyet belki de hayatta bir erdemkli insanın sahip olabileceği en büyük meziyetler. İnsanı kamil olabilir miyiz bilmiyorum ama tüm hayatımız boyunca birlikte daha iyi bir Müslüman olmak için çabalayacağımıza sen olduğun için daha çok inanıyorum. Ben sana inanıyorum. Hani hz ebubekir peygamberimiz ilk peygamberliğini söylediğinde Muhammed diyorsa dogrudur demişti ya, işte bizim dostluğumuz da böyle olsun. Zaten benim sana inancım böyle, güzel ahlakla ahlaklanmak, yaşlanmak dileğiyle...

Her şeyin en güzelini hak eden can dostuma;

28 aralık 2009 viyana


---------------------------


ve yaklaşık bir yıl sonra senin doğum gününde sana... hayatını anlamlandıracak, huzurlandıracak herşeyi Allah karşına çıkarsın.

seni seviyorum.

esra'ya








[ içeri buyrun ]

Etiketler

40ında 40 kadın (1) aalborg universitet (1) ah muhsin ünlü (2) ahlaksız (1) ahmet altan (1) ahmet kaya (1) ahmet muhip dıranas (1) alanis morisetti (1) andımız kaldırılsın (1) anna (1) arranged (1) aşk risalesi (2) attila ilhan (1) aynalar koridorunda aşk (1) azam ali (1) aziz nesin (1) barcelona barcelona (1) boys over flowers (3) cafe de flore (1) cahit zarifoğlu (10) can yücel (1) cemal süreyya (1) cevdet bağca (1) chaos 2001 (1) cihan aktaş (1) cv (1) dağcılık (1) DE LA FRAYEUR D’ÊTRE PLOMBIER BORGNE (1) dengeler adına (1) devendra banhart (1) documentarist (1) dostoyevski (1) dublörün dilemması (2) dutch chapel (1) dücane cündioğlu (1) edip cansever (1) elif şafak (1) elif şafak siyah süt (2) elveda oblomov (1) erdem beyazıt (6) eren safi (1) ergenekon şerefsizleri (3) eternal sunshine of spotless mind (2) everything must change (1) ey selahaddin (1) farif ferjad (1) fatma barbarosoglu (1) fight club (1) FİLİSTİN (10) filistin hamas islam (2) first lady (1) furkan çalışkan (2) furkan suresi (1) galata konak cafe (1) george benson (1) gökhan özcan (3) görücü usulü (1) hakan albayrak (2) hamlet (1) hayat iman ve cihad (1) ian dallas (1) ibrahim paşalı (1) ibrahim tenekeci (8) ihvani müslim (1) imam humeyni (2) imany (1) ismail kılıçarslan (1) ismet özel (13) izzet şahin (1) kadın (1) kafka (1) kardeş türküler (1) karnak kafe (1) kelam (1) keny arkana (1) killng me softly (1) kitaplarım (1) kolera (1) korkma ben varım (2) küçük prens (1) la haine (1) lale müldür (2) lara fabian je t'aime (1) le trio joubran (1) leman sam (1) leonard cohen (1) leyla ile mecnun turgut uyar (1) majid majidi (1) masal (1) mavi kelebek (1) mehmet efe (2) melek arslanbenzer (1) mızraksız ilmihal (3) mihrimah sultan cami (1) mo ghile mear (1) murat menteş (7) mustafa islamoğlu (2) mustafa kutlu (4) mustafa ulusoy (2) müslüm gürses (1) native deen (1) nazanbekiroglu (1) nazım hikmet (1) necib mahfuz (1) necip fazıl (1) NEDEN AŞK ACISI (1) nietzsche (2) nihat dağlı (1) nikos kazancakis (1) nurettin topçu (1) nurullah genç (1) obama (1) oğuz atay (1) old boy (1) one litre of tears (1) onegin letters (1) oruç aruoba (4) ömer hayyam (1) özdemir asaf (1) pink floyd (1) platon (1) pulp fiction (1) rachel corrie (1) reconstruction (1) samed karagöz (1) sartre (1) satrpialo (1) sezai karakoç (2) sin palabras (1) sonbahar (1) suleyman cobanoglu (1) sultanahmet camii (1) süleyman çobanoğlu (3) sünnet anlayışı şekilcilik (1) şarkılar (28) şıpsevdi sakız (1) taraf (1) tarık tufan (2) tekfurun kızı (1) the best of youth (1) the burning plain (1) tuluhan tekelioğlu (1) turgut uyar (1) tutunamayanların şarkısı (1) uçurtma avcısı (1) utopia (1) varlık ve teklik teoremi (1) vas mandara (1) with one voice (1) yarim senden ayrılalı (1) yavuz selim camii (1) yıldız hamidiye cami (2) yılmaz erdoğan (1) you will never know (1) yök (1) yusufilezüleyha (1) zeynep arkan (1) zeytin'in hayali (1) zorba (1)

Blog Arşivi