gece gündüz sürdükçe ~ severim sözlük karıştırmayı. madam-el-melvan da böyle bir anda çıktı karşıma Osmanlıca sözlükte. hem anlamı güzeldi -gece gündüz sürdükçe- hem de fonetik estetiği. ne hoş geliyor değil mi kulağa? benim kelimemdi bu, gece gündüz sürdükçe devamına getireceğim çok cümleler var, bundan seçtim. ~
o şimdi ne yapıyor
o şimdi ne yapıyor
o şimdi ne yapıyor
o şimdi ne yapıyor
o şimdi ne yapıyor
O şimdi ne yapıyor . şu anda, şimdi, şimdi? . Evde mi, sokakta mı, . çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?. Kolunu kaldırmış olabilir, . - hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!.. . -O şimdi ne yapıyor, . şu anda, şimdi, şimdi? . Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor. . Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, . - her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!.. . -Ve ne düşünüyor beni mi? . Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? . Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu? . O şimdi ne düşünüyor, . şu anda, şimdi, şimdi?...
Native Deen - I'm not afraid stand alone Yükleyen abdel-online
I am not afraid to stand alone….
I am not afraid to stand alone….
If Allah's by my side
I am not afraid to stand alone….
Everything will be alright
I am not afraid to stand alone….
Gonna keep my head up high
I'm not afraid to stand alone
If Allah's by my side
Everything will be alright
Gonna keep my head up high!
.
İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
.
İnsaf et Anna!
.
Gidelim buradan.
.
Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
.
Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
.
Ölelim diyecektim az kalsın. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna.
.
Sarılalım diyecektim az kalsın.
İçimden böyle şeyler de geçiyor işte.
Sarılalım, dudakların…Tamam sustum.
.
Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.
.
Şiir kalsın istersen, sadece otursak.
Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut.
Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak.
Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
Gözlerim biraz karanlık.
İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar,
kapıları yumruklayışlar, cipralexler,
Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar,
beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları,
bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.
.
Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek.
.
Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.
Sen adımını attığın andan itibaren
Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
herkes anladı ne yazık ki anlatamadım kendimi yare kalbim ellerden düştü oldu ciğerde pare pare Göründüm güçlü Düzeldim sandım ama hep bunalımdayım Ne mümkün dengede durmak Fırtınadan bir uçurumdayım Daha filmi anlatmadan ağlarsın Sen nasıl bir insansın Ben senle aşka düştüm Parçalandım tane tane..
Yıldızlara baktırdım fallarda çıkmıyorsun Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa Pencereden bakmıyor yollara çıkmıyorsun Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa Seni görmem imkansız rüyalarım olmasaYalvarırım mektup yaz beş dakika ayır da Su serp yanan bağrıma sağlığını duyur da Yaban gülü gibisin dağda, kırda, bayırda Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa Seviyor özlüyorum seni can bahasınaBir fırsat ver ne olursun beni bir daha sına Bu aşkı söyeyemem senden bir başkasına Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa Güfte: Cemal Safi, Beste: Zekai Tunca
today farid ferjad came to my school. i went though i hadn't any lecture today. i know that he would not play violin, it would be just a causerie. even he played his violin. taht is really nice to listen him...
but a moment came everything changes in my mind while i was thinking about buying ticket of his concert... he told about atatürk... he told about iran islamic revoulation...
hani diyorlar ya bir şeyi çok istersen olur diye yaşam koçları gibisinden gereksizler dinlemiyorum da ben onları zaten doğru demiyorlar hani diyelim çok göresim geldi seni oluverecek mi yani?
Hatırına düşeceğim belki Bir an ıslayacak yağmur yüzünü Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın Sonra sıcak yatağında uzun uzun Ağlayacaksın Ağlayacak.!
Boğazında bir şeyler düğümlenecek Ah yanımda olsaydı diyeceksin Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak İliklerine işleyecek bensizlik Kahrolacaksın...!
Bir sigara tüttüreceksin ihtimal Ufku seyredeceksin saatlerce Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü Sonra hayalim gelecek karşına Bir Şiirimi mırıldanacaksın Hıçkıracaksın..!
Gönlünden atamadığın gibi kafandan da Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman Anlayacaksın..! Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin Kafan gibi kaleminde işlemeyecek Unutmak isteyeceksin her şeyi Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi Kıvranacaksın.!
Sultanahmet firüzağa camii önünde başlayan Beyazıt akbil gişesinde akbil doldurmamızla sona eren tartışmamız.
-hızlı yürüyelim, sünnet ya.
-ay sinir oluyorum böyle şeylere, yok şunu yapalım sünnetmiş, yok böyle sünnetmiş. Sünneti şekilleştiriyorsunuz. Ne demek hızlı yürümek sünnet! Var mı böyle bir şey Allah aşkına. Ne biliyorsun peygamberin hızlı yürüdüğünü?
-öyle nakil ediliyor, peygamberimiz hep öyle tasvir edilir.
-yapma esra, var mı böyle bir şey hızlı yürümek sünnet diye. Bir otur düşün Allah aşkına. Böyle şekle indiriyorsunuz sünnetin anlamı kalmıyor, amacından sapıyor. Nakli düşün bakalım, böyle bir şey olabilir mi? Peygamber tüm hayatı boyunca böyle yapmış olabilir mi? Bu şartlara duruma göre değişecek bir şey. Kimi zaman öyledir kimi zaman böyle. Bunu genelleştirip peygamberin hayatını monotonlaştırıyorsunuz. Robotlaştırıyorsunuz. Peygamber doğdu büyüdü öldü hep hızlı mı yürüdü şimdi! Biz hayatımızda böyle miyiz, yani hep bir şeyi aynı şekilde, aynı düzende yapıyor muyuz? Hayır! E o zaman peygamber de insan bizden ne farkı var, neden o da öyle tek düze yaşasın.
-bu bana hiç ütopik bir şey gelmiyor, olabilir yani. Peygamber öyle yaptıysa bir faydası vardır diye düşünemez miyiz?
-işte bu da pragmatistlik oluyor.
-tamam fayda kelimesi olmadı. Sünneti nasıl uygulayacağız hayata peki?
-ilk önce sünnetin ne olduğunu bilmek gerek. Peygamberin her yaptığı sünnet midir mesela? Peygamberin insanı eylemlerinden dolayı yaptığı her şeyi hemen sünnetleştiriyoruz, kutsallaştırıyoruz. Nefes alıp veriyor peygamber sünnet mi, uyumak sünnet mi? Sünnet kuranın pratik hale gelmesidir. Unutma peygamber de insan, onun da hayatta tercihleri olabilir. Acı sevmeyebilir mesela, bu demek değil ki bütün Müslümanlar acıdan nefret edecek. O zaman işte peygamberi insanüstü bir varlık haline sokarız, tanrılaştırırız. Bu da akideyle ne kadar bağdaşır sen düşün. Yoksa peygamber hızlı yürümüş yavaş yürümüş bunlar sünnet olur mu allasen!
-misvak kullanmak sünnet uygulamayalım mı yani
-işte can alıcı nokta! Misvak kullanmak mı sünnet, diş temizliği mi? Ama bizim şekilci ve taklitçi anlayış hemen objeyi peygamber eli değdi ya, kutsallaştırıverir. Peygamber dişinin, ağzının temizliğine önem vermiş o devrinde temizlik aleti misvak olduğundan onu kullanmış. Sen bu devirde diş macunu, diş fırçasıyla bunu yapabilir misin, ama misvak kullanmak , misvakı vurgulayarak sünnet diyemeyiz bence. Peygamberler taklit edilmez örnek alınır!
... I felt all flushed with fever Embarrassed by the crowd I felt he found my letter and read eachone out loud I prayed that he would finish but he just kept right on Struming my pain with his fingers Singing my life with his words killing me softy with his song killing me softly with his song telling my whole lifewith his words killing me softly with his song .........................